TARİHTE İSKENDERUN


İSKENDERUN şehrinin tarihi antik döneme fakat çevresinde yer alan yerleşim alanları öncesine dayanmaktadır. Özellikle #İssosSavaşı öncesinde Büyük İskender’in savaşın hemen öncesinde konakladığı şehir olan Myriandros ile ilgili son yıllarda oldukça önemli keşifler yapılmış bölgenin yerleşimi ile ilgili İssos Savaşı öncesine ait kalıntılar bulunmuştur.

İskenderun yakınlarında, MÖ. 2000`li yıllarda burada Hititler`e bağlı Kadu Beyliği`nin kurulduğu bilinmektedir. ( Kadu, Hitit`çe de körfez anlamına gelmektedir.) MÖ. 1200`lü yıllardan önce Fenikeli`ler burada “Myriaydus” adıyla bir koloni kurdular. İskenderun (yani Alexandria) gerçek anlamıyla MÖ. 333 yılında, Asya seferine çıkmış olan Büyük İskender’in Darius’u İssus Vadisinde yenmesi sonrasında zafer/kent olarak kurulmuştur. Şehrin ismi Büyük İskender’den gelmektedir, asıl ismi Alexandros olduğundan şehri İskender’in şehri manasına gelen: Alexandria denmiştir. Kentin Büyük İskender’in bizzat kendisi tarafından veya Antigone tarafından İskender’e ithafen kurulmuş olduğuna dair farklı görüşler mevcuttur. Şehrin ismi kendisini yöneten medeniyetlere göre evrime uğrasada asıl anlamını bugün bile kaybetmemiştir. İskenderun şehrinin ismi: Alexandria, Alexandria ad isson, Alexandria cat İsson, Alexandria Sciabiosa ve son olarak Alexandrette olarak söylenile gelmiştir. Zaten ‘İskenderun’ , Alexadrette’nin Arapça söyleniş biçimidir.

darius_sariseki_war_issus_fosmancart
Makedonya Kralı Büyük İskender ile Pers İmparatoru III. Darius arasında yapılan İssos Savaşı betimlemesi.

Osmanlı yönetiminde seçkin bir hayat sürdüren İskenderun ve çevresi 1607 yılında Sadrazam Kuyucu Murat Paşa ile Celali Canbolatoğlu arasında Oruç ovasında meydana gelen savaş dolayısıyla hareketli olaylara şahit olmuştur. 17. yüzyılın başlarında ise Halep valisi Nasuh Paşa, bu günkü varyant yolu güzün deresi kanalının kesiştiği noktada hala bazı duvar kalıntılarının görüldüğü kalenin inşaatını başlatmıştır. Aynı zamanda, İskenderun, Osmanlı İmparatorluğu zamanında ticari ve stratejik özelliğini giderek arttıran bir yoğunlukla sürdürdü. Özellikle Doğu Akdeniz ticaretinde önemli bir liman vazifesi gören şehir, Orta Doğu ile olan ithalat ve ihracatta yerini almıştır.

1764 yılı Joseph ROUX’un haritasının İskenderun’un yer aldığı parçası

1872 depremi İskenderun`da çok hasara neden oldu. 1881 yılında Maliye Müfettişi Mesut Bey İskenderun hakkında detaylı bir bayındırlık raporu hazırlayarak maliye nezaretine sunmuştur. Bu rapor üzerine demir yolunun İskenderun`a bağlanması kararlaştırılmış, liman genişletilmiş ve İskenderun Halep şosesinin yapımı hazırlanmıştır. 1912 yılında Bağdat demiryolunun tali bir hattı olarak Toprakkale-İskenderun demiryolu işletmeye açılmış ve şehrin Anadolu ile olan ulaşımı yoğunluk kazanmıştır. Bu tarihlerde İskenderun 4 mahalleden oluşan ,1 nahiyesi 24 köyü olan birinci sınıf kazadır.

Fransız İşgali: Mondros Ateşkes Antlaşmasının imzalanması üzerine 12 Kasım 1918 günü İskenderun Fransız askerleri tarafından işgal edilmiştir. İşgalin hemen ardından oluşturulan Türk çeteleri ile Fransızlar ve onların desteklediği Ermeni milisler arasında kanlı çarpışmalar meydana gelmiştir. 21 Ekim 1921 de Fransa ile imzalanan Ankara anlaşması doğrultusunda Hatay`da İskenderun Sancak İdaresi kurulmuştur.

Hatay Devleti: Fransa`nın Suriye`ye bağımsızlık tanıması için yapılan çalışmalar üzerine Türk Hükümetinin müdahalesi ile bağımsız Hatay devleti kurulmuş aynı gün Hatay meclisi yasama çalışmalarına başlamıştır. Anavatana İlhak: Nihayet bir yıl sonra bu meclis Hatay`ın Anavatana katılması kararını alınca İskenderun, Türkiye sınırlarına dâhil olmuştur. 5 Temmuz 1938 Günü Türk Ordusu İskenderun`a girmiştir.


Alexandrette : ‘ Fransa’nın Gözyaşları ‘

“Tüm muhteşem hikayeler iki şekilde başlar: ya bir insan bir yolculuğa çıkar, ya da şehre bir yabancı gelir…”                                                                                                                                                                                                                                                       Lev Nikolayeviç Tolstoy 

Şehre bir yabancı gelmişti, ve bu İskenderun için yepyeni bir başlangıç haline dönüştü. Özellikle 1872 yılındaki depremden sonra bir türlü eski haline dönemeyen bu küçük sancak, bir ülkenin kaderi ve kederinin izdüşümünü, kentin davetsiz misafirlerine mihmandarlık yaparak yaşıyordu. Hayatın bütün sürprizleri, parça parça acıların içerisine gizlenirmiş. İskenderun için aynısı olmuştu, yeni misafirler kendilerini şehrin yeni sahipleri addettiler, bu küçük sancağı bütünüyle kalkındırmaya başlarken sanki İskender’in mirasını sahiplenir gibiydiler. Sancak öylesine geniş kapsamlı değişim yaşadı ki, bütün düzenlemeler ve planlar İskenderun’dan bir daha gidilmeyecek şekilde tasarlanıyordu. Öyle ki kentin en büyük sorunlarına çözüm aramakta bile hiç vakit kaybetmediler.

Fransız döneminde İskenderun’ yeniden yapılandırılan caddelerinden. Her ne kadar fotoğrafta Fener Caddesi yazsada, bugünkü Mareşal Fevzi Çakmak caddesinde her iki binada halen yer almakta .                                                                “Alexandrette Rue du Phare Hauptstrasse” adlı Fransız kartpostalı Osmanlı Bankası Arşivi (OBA) Koleksiyonu

Özellikle II. Abdulhamid döneminde sıkça karşılaşılan problemlerden birisi İngiltere ve Fransa’nın İskenderun Körfezini ve haliyle en büyük limanı olan İskenderun’u zapt etme çabasıydı. İngiltere ve Fransa şehrin eksikliklerine rağmen potansiyelini fark etmişti. Orta Doğu’yu karış karış gezen ve büyük karışıklıklara sebep olan Ajan Lawrence bile : ‘İskenderun Doğu Akdeniz’in anahtarıdır’ demiştir. Hali hazırda İskenderun şehri 10-15 ülkenin konsolos bulundurduğu, oldukça geniş bir ticari hacme sahip limanı olan fakat kronik yerleşim ve imar problemleri olan bir şehirdi. İngiltere’nin Musul/Kerkük petrolünü taşımak için kullanmayı planladığı, Fransa’nın ise bölgede yer alan Pamuk potansiyelini ele geçirmeyi hayal ettiği yıllar, İskenderun için bir hayli çetin geçmişti. Özellikle İngiliz zırhlıları tarafından sürekli taciz atışlarına ve küçük çaplı çıkarmalara maruz kalan İskenderun sahili artık huzursuz bir bölge olup çıkmıştı. I. Dünya Savaşı’na girerken İskenderun, Ermeni olaylarına da maruz kalacak ve çok geçmeden Fransız işgaline uğrayacaktı. Fransızlar yerel halk ile bir çok sorun yaşasa da hem şehirde yaşayan Hıristiyan nufüsunun fazlalığı hem de Ermeni vatandaşların çokluğundan dolayı şehre çabuk adapte olmuştu. Çok geçmeden şehrin önemli noktalarına Fransız komutanların ismi verilmiş ve hemen kentin kronik problemleri çözülmeye çalışılmıştı.

Osmanlı’nın son döneminde sürekli gündeme gelen ve İbrahim Paşa tarafından büyük kısmı yapılan bataklıkları kurutmak için yapılan çabaları devam ettiren Fransızlar, şehrin imarına da büyük önem vermişlerdi. Özellikle körfezin ele geçirilme çabası sırasında bombalanan köprüleri, limanı imar ettiler. Bir çok yeni yapı inşa ederken kent meydanları yaptılar. Bu meydanların ilki

Şehrin bağrından geçen tren hattıyla bataklıkları kurutma işlemlerine devam edildi ve bugün Fener Caddesi olarak bildiğimiz caddenin güneyinde yer alan (Evliya Çelebi’nin 3. bataklık olarak belirttiği, #İskenderunKalesi ni de içine alan alan bölge (Bugünkü İSTE) ) bölge taşınabilir demir yollarıyla, dağlardan alınan toprak ve molozlar ile dolduruldu. Bölgeye hemen bir Meyan Kökü fabrikası inşa edildi. Zaten Fransızlar bölgenin bu potansiyelini biliyor ve planlı bir şekilde bu girişimleri yapıyordu. Bugün Şükrü Kanatlı Kışlası olarak bildiğimiz alan bu dönemde doldurulmuştur. Yine yakınlarda yer alan Park Forbes’in bulunduğu bölgeye bir liman ve meyan kökü fabrikası inşa edildi. Bu şirketin ismi bugün hala alışveriş merkezinin isminde geçen Forbes şirketidir: McAndrews &Forbes şirketi ile Ovadan (Amik Ovası) getirilen pamuk ve meyan kökünü gemiler ile – aynı bölgeye inşa edilen limandan- yurt dışına gönderiliyordu. Yine şehrin içerisine kamu binaları, konsolosluklar, hanlar ve konutlar yapmışlardı. Fransızlar sanki yüz yıldır planlanmış gibi şehri ilmek ilmek işlenen bir kazak gibi düzenleniyordu. İskenderun potansiyelini, ekonomisi iyi olan bir Fransa ile ikiye katlamıştı. Fakat özellikle askeri atılımlar bazı rahatsızlar yaratmıştı, kentin asıl sahibi gibi General Gouraud ve Foch’un isimlerini meydanlara ve sokaklara vermekte bir beis görmeyen Fransızlar sadece mimari değil, kültürel de bir çok değişikliğe zorluyordu, bu değişiklikler okullarda gösterilen eğitimin diline bile yansımıştı. Bir manda yönetimini sindiremeyen Türk nufüsu ile bir çok problemler yaşanıyordu. Sonuç olarak yıllarca özgür yaşayan bir millet sömürge gibi yönetilmeye alışık değildi. Bu sebeple İskenderun ve Antakya’da bir çok olay cereyan etmişti.

Dönemin İskenderun Bataklık Bakanlığının (Fransız Dönemi), Demiryolu ve şehir haritası.  Bu haritada gösterilen demiryolu şehrin bugünkü halinin oluşmasını sağlamıştır.

Fransa’nın sancağı (İskenderun Sancağı) özerk bir statüye kavuşturup bütün dış işlerini Suriye’ye devretmeye çalışması. Bununla yetinmeyen Suriye’nin İskenderun Sancağını sınırlarına katmak istemesi her iki ülkede huzursuzlukların giderek büyümesi sağlamıştı. Uzun bir süre bu Fransa’nın uluslararası arenada girişimleri olsa da. Fransa ve Suriye’nin bütün çabalarına rağmen bağımsız Hatay devleti kuruldu aynı gün Hatay meclisi yasama çalışmalarına başladı. Bütün Anavatana İlhak için bütün her şey oluşmuştu. Nihayet bir yıl sonra bu meclis Hatay`ın Anavatana katılması kararını alınca İskenderun, Türkiye sınırlarına dâhil oldu ve 5 Temmuz 1938 Günü Türk Ordusu İskenderun`a girmişti. Nitekim “Kırk Asırlık Türk Yurdu” Türkiye’ye katılmıştı.

Bütün bunlar yaşanırken manda döneminde, İskenderun-Antakya yolu üzerinde; Fransızların uzun süredir bu topraklarda yaşanan çatışma ve savaşlarda hayatını kaybeden askerleri için inşa ettirdiği Fransız Askeri Mezarlığı şehrin unutulmuş bir köşesinde, an acı kültürel mirasa dönüşmüştü. Fransız Askeri Mezarlığı’nın 30’lu yılların başında yaptırıldığını biliyoruz. Gerek dönemin kaynaklarında gerekse kartpostallarda görülen mezarlığın inşa çalışmaları bu dönemi gösteriyor.

Birçok mezar taşları ilkel yöntemlerle sürekli canlı tutulmaya çalışılıyor. Ama profesyonel bir destekle restore yapılması şart.

Hatay’ın insana, insanlığa ve inançlara uygar bakışı tüm dünyaca aşina olunan bir durumdur. Bu İskenderun’da da böyle aynı şekilde yaşanacak ve kimse kiliselere, mezarlıklara ilişmedi bu sayede günümüze kadar ulaştı, tabi ki bu korunma levanten ailelerinde çabası ile gerçekleşti. Şuan bile her inançtan kapı komşularımızın olduğu gibi bu kadim şehirde, Fransız Askeri Mezarlığı da en eski en güzel komşularımızdan birisi oluverdi.

Dünyanın dört bir tarafındaki askeri mezarlıklar tanrının yanlarında olduğuna inandırılmış, beyni yıkanmış ölü askerlerle doludur.

George Carlin

Mezarlık bugün; İskenderun’un Numune Mahallesi, Dr. Sadık Ahmet Caddesi üzerinde buluyor. İskenderun Halk Eğitim Merkezinin güney duvarlarına ortak duvarları bulunan mezarlığın içerisinde, İskenderun-Antakya yolun tarafından çıplak gözle görülebilen, Fransız Askerleri için yapılmış anıt bulunuyor.

A La Memorie Des Militaires Morts Pour La France  1919-1921 (Fransa için ölen askerlerin anısına.)

1919-1921 tarihine verilen mezarlıkta, baldaken (bir tür anıt) mezar anıt, iki toplu mezar ve 300 ayrı mezar bulunmaktadır. Türkiye ile Fransa arasında Ankara’da 23 haziran 1939 tarihinde imzalanan anlaşmanın 6. maddesine göre alanın muhafaza ve bakımı için bir adet bekçi atanmış. Bu amaçla ; mezarlık kapısından girer girmez sağ kısımda, duvara bitişik konumda, derme çatma yapılmış (zamanla konuta evrilmiş) bir bekçi bölümü mevcut. Girişin hemen karşısındaki haçvari düzendeki yolun dört adasında yer alan mezarlıkların taşları yuvarlak kemerli, düz yüzeyli dikdörtgen biçimde yapılmışken diğer alanlardaki mezarlıklarda haç şeklindeki taşlar tercih edilmiştir. Mezarlığın dış duvar ise kesme taştan inşa edilmiştir. Alan 17.07.1987 yılı tescil kararı ile Sit Alanı ilan edilmiştir.

CIMETİERE MİLİTAİRE FRANCE (Fransız Askeri Mezarlığı)  Mezarlığın giriş kapısı.

Fransız Askeri Mezarlığına, doğudan ortadaki büyük üç yuvarlak kemerli büyük bir kapıdan giriş yapılmaktadır. Yine kapınını üzerinde yazan bilgilere bakılınca anlaşılıyor ki; burada 1. ev 4. Fransız Askeri Tümeninden askerler yatmakta. Mimari olarak göz dolduran kapının üzerinde CIMETİERE MİLİTAİRE FRANCE (Fransız Askeri Mezarlığı)  , sol tarafında; AUX MORTS POUR LA FRANCE 1919-1921 , ( Fransa için ölenler…) , sağ kısımda ise DİVİSİONS DE L’ARMEE FRANÇAİSE (Fransız Silahlı Kuvvetleri ) yazmaktadır. Kapının iç, sağ üst kısmında ise yine şık bir yazı tipiyle muhtemelen yapım yılı olan 1935 yazıyor. Kapıdan içeriye girdiğiniz yol sizi mezarılığın anıtına çıkaran düz bir yola götürürken, yukarıdan bakıltığında mezarlığın haç vari bir düzenle dizayn edilmiş olduğunu anlıyorsunuz. Bu yoldan biraz yürüdükten sonra sağa ve sola ayrılıyor, sola giden yolda genellikle rütbeli askerlerin bulunduğu tek mezarlar, sağa giden kısımda toplu mezarlar bulunuyor.

İçeriye girer girmez, şehrin bütün o ses sedası kesiliyor ve sizi, yüz yıllık bir matem karşılıyor. Bu matem bazen şehrimiz bazen Fransızlar bazen bir mezarı bile bulunmayan müslüman kardeşlerimiz için sizleri rahatsız edecek.

Mezarlığın içerisinde, yabancı bir şehre sahiplik yapmak için gelen ve kendi memleketlerinden çok uzaklarda hayatını kaybeden bir çok ülkeden, inançtan insan bulunuyor. Fransız Askerleri, Ermeni ve Fransız Sömürgesi (Cezayirli, Senegal, Endonezya ve Madagaskar) Askerler  bulunmakta. Ve ne yazık ki genelde Fransızların dışında bulunan ırktan insanlar toplu mezarlığa gömülmüş bulunuyor. Çok açık görülüyor ki, özellikle müslüman olanlar tek başına gömülebilmek için yeterli rütbede değillerse, toplu mezarlara gömülmüşler. Öyle ki Cezayirli, Senegal, Endonezya ve Madagaskar askerlerinden oluşan, 600 e yakın müslümanın yattığı, iki toplu mezar bulunuyor.

Ziyaretinizde fark edeceğiniz en garip ayrıntı ise, inançlarına göre gömülen askerler olacak. Hıristiyan askerlerin mezar taşlarını kaplayan haç bulunuyor, müslüman askerlerde ise hilal. Fakat daha evvel hıristiyan olup, din değiştirerek müslümanlığı seçen askerler ise: hıristiyan sembolü olan haç üzerine, haç işaretinin yatay bölümüne sırtı dayalı bir hilal sembolü ile betimlenmiş mezar taşlarında.

Fransız Ordusundan, daha sonra din değiştirip müslüman olan bir asker.

6 Kasım 2006 Pazartesi günü dönemin Fransa’nın Türkiye Büyükelçisi İskenderun’a gelerek Mezarlığı ziyaret eder. Fransız asıllı Müslüman askerlerin bulunduğu toplu mezarı gezen büyükelçi, mezar taşındaki hilalin ters olduğunu fark ederek düzeltilmesini ister.

Fransız Ordusunda görev yapan, Cezayirli Müslüman bir asker.

Her ne kadar bazı müslüman askerler kendilerine mezar bulsalar da, ne yazık ki, ismi cismi bilinmeyen askerlerde mezarlıkta bolca yer almakta. Özellikle Fransız sömürgelerinden gelen müslüman askerler toplu mezarlarda sayıları bile belirli belirsiz yazılmış bir köşede yatıyorlar. Bir çok mezar taşında ise aşağıdaki fotoğrafta da görüldüğü gibi SOLDAT FRANCAİS İNCONNU (Bilinmeyen Fransız Askeri) yazmakta.

İsmi bilinmeyen askerlerin mezar taşlarında ; “Soldat Francais İnconnu” (Belirsiz Fransız Askeri) yazmakta.            

Bölge için bir çok kez Fransız askeri/resmi heyetler şehrimizi ziyaret etmiştir. Yine 13 Mart 2010 Cumartesi günü Fransız Ordusundan, İskenderun Limanı’na demir atan Fransız ‘Jean Bart’ adlı fırkateynin Komutanı Gills Bozdevezi ile Büyükelçi Bernard Emie Fransa’nın Ankara Savunma Ateşe görevlisi Yarbay de La Ruelle ziyaret etmişlerdir. Amaçlarını açıklayan bir metin okuyarak İskenderun’da bulunan Fransız Mezarlığında 1919-1921 yılları arasında Kilikya seferi sırasında hayatlarını kaybeden Fransız askerlerinin anan bir tören yapılmıştır.

Fransız Askeri Mezarlığı ziyaretlerinden bir gazete küpürü

De La Ruelle’nın Fransızca okuduğu ve Türkçe tercümesi yapılan açıklamasında şu sözleri sarf etmiştir:

“Bugün burada savaşan Fransız birliklerini anıyoruz ve Türk topraklarında yatan ölülerimizi anımsıyoruz. Atatürk’ün 1915’de Çanakkale savaşlarında ölen askerler için söylediği gibi, biz şunu söyleyebiliriz: “Sizler kanınızı akıtan ve hayatını kaybeden kahramanlar, burada böyle dost topraklarda yatıyorsunuz. Huzur içinde yatın. Siz vatanlarından uzaklara oğullarını gönderen anneler, gözyaşlarınızı siliniz. Evlatlarınız artık bağrınızda huzur içinde yatıyorlar. Bu topraklarda hayatlarını kaybettikten sonra onlar artık bizim evlatlarımızdır” 

Bu güzide alan, bugün hala korunmaya çalışılsa da özellikle bakım, tanıtım ve ziyaret konusunda çok aciz durumda. Ne halkımızın merakını celp ediyor, ne de turist ziyareti için yeterli tanıtım yapılabilmiş durumda. Burası tabi ki bir mezarlık fakat ilçemizin tarihi ve tanıtımı açısından çok büyük önem taşımakta, özellikle son dönemde yapılan otelleri düşünecek olursak, bu otellere turist ziyareti olabilmesi için, öncelikle İskenderun’a gelen bir turist olması gerekiyor. Umut ediyorum önümüzdeki yıllarda bu konularda mesafe kat etmiş oluruz.

Arşivimden Fotoğraflar

Giriş kapısının arka sağ üst kısmında yer alan, muhtemelen inşa yılını gösteren ayrıntı
Mezarlıktan iç ayrıntı.
Mezarlıktan iç ayrıntı.
Çoğunluğunun müslüman olduğu, Fransız Sömürge gücü askerlerinin toplu mezarlığı.

  1. https://www.haberler.com/hatay-fransa-nin-turkiye-buyukelcisi-paudade-haberi/
  2. https://www.haberler.com/iskenderun-a-gelen-fransizlar-mezarlik-ziyaretinde-haberi/https://hataytarihii.wordpress.com/ilce/iskenderun