Üzerinde bulunduğumuz kadim topraklar, bereketli hilal’in (Fertile Crescent) en güzide bölgelerinden birisidir, taş eksen biter derler ya, öyle. Özellikle Hatay ve çevresi yakın tarihte sulama olanaklarıyla, tarım ve yerleşim konusunda ve hatta bitmeyen yaz aylarıyla biz misafirlerine cömertçe ev sahipliği yapmıştır. Fakat her şehrin olduğu gibi Hatay’ın da bazı sorunları bulunmaktaydı.Bu sorunlar Evliya Çelebi başta olmak üzere yerli yabancı bütün tarihçi ve seyyahların kitaplarına kadar yansımıştır. Her bölgede olduğu gibi, bizim de coğrafyamızın bir takım zorlukları ve sorunları vardı. Bu sorunlara karşı misafirleri bir takım önlemler almaya çalışsa da, zaman içerisinde bu önlemler ve yapılmış değişikliklerin günümüze kadar gelen çok köklü etkileri olmuştur.

Ülkemizde 1950’li yıllarda yaygın bir politika olarak benimsenen göl ve bataklıkların kurutulması: ‘1950 yılında bataklıkların kurutulması’ ile ilgili kanun yayınlanmasıyla en üst seviyeye çıkmıştır. Kanun; bataklıkların kurutulmasının teşvik etmiştir. Öyle ki bir kimse bataklığı kuruttuğunda arazi kendisine verilecek, tapusuna sahip olacaktır. Bunun dışında bizzat devlet eliyle de bir çok alan kurutulmuştur.Sadece 1953-55 yılları arasında DSİ (Devlet Su İşleri) tarafından 375 bin hektar alan kurutulmuştur.

Amik Gölü ve Kurutulması

Amik Gölü, bugün Hatay il sınırları içerisinde bulunan Amik Ovası’nın en çukur yeri olan güney batısında, Antakya merkeze 18 km uzaklıkta yer alıyordu. ( Bugün Hatay Havalimanı ve yakınında bulunan bir çok gölü içerisinde alacak kadar büyük bir alanda bulunan bölge.) Etrafında bulunan bataklıklar ve dalyanlarla (Dalyan:deniz, göl, ırmak gibi sularda, kıyılara yakın yerlerde su içinde çakılmış kazıklara gerilmiş ağlardan oluşturulan büyük, geniş balık avlama yeri, bir tür balık avlama çemberi, bir tür balık kapanı.) beraber alanı 310 km2 olup, gerçek alanı ise 61 km2 , yağış havzasının alanı ise 6.600 km2 olarak bilinmektedir.

Matrakçı Nasuh’un kaleminden (1535) , Amik Gölü ve çevresi betimlemesi.
(Göl-i Avam)
Gölün çiziminde, kuş ve bitki çeşitliliği göze çarpmaktadır.

Deniz seviyesinden yüksekliği ortalama 78-81 m arasında olan gölün, su seviyesi ortalama olarak 80-81 m arasındaydı. Dünya üzerinde tabiata en faydalı beş gölden biri olarak kabul edilmekteydi. Gölü besleyen su kaynakları arasında Karasu ve Balıkgölü’nden gelen Murat Paşa dereleri dikkat çekmektedir. Suriye sınırlarından doğup gelen Asi Nehri de göle ayak hizmeti görmüştür.

Göl her ne kadar çevrede bir habitat oluştursa da, bataklıkları tarihin her devrinde şehri yöneten her liderin sorunu olmuştu. Öyle ki tarihi haritalarda göl, özelikle taşma sınırlarıyla belirtilmiştir. Evliya Çelebi’nin Seyahatname isimli eserinde, İskenderun ve Amik Gölü’nün etrafındaki bulunan bataklıklardan şikayet ettiği görülür.

Konu ile ilgili araştırmalarımda-özellikle Devlet Arşivlerinde yer alan bazı resmi yazışmalarda- gölün sürekli taşkın ve sele yol açtığı ve hatta taşkın olmadan önce bazı taşkın risklerinin bulunduğu ile ilgili çalışmalar ayrıca; bu taşkınların sonucunda zarar gören çiftçilerin zararlarını azaltmak amacıyla kendilerine tohum desteği , kurulan bazı dalyanların bataklıkların genişlemesine sebep olduğu ve bu dalyanların takibinin yapıldığı tarafımca ayrıntılı bir şekilde belirlenmiştir. Bu sebeple gölün kurutulması fikrinin, 20. yüzyılda birdenbire ortaya çıkmış bir karar olmadığı daha öncesinde karşılaşılmış bir çok sorunu ortadan kaldırmaya yönelik bir çalışma/fikir olduğu açıkça görülmektedir.

Kurutma çalışmaları öncesi, Amik Gölü ve çevresindeki bataklık alanları, beslenmenin fazla olduğu dönemlerde tek bir göl izlenimine sahipti. Beslenmenin az olduğu dönemde ise, 3 ayrı göl izlenimi ortaya çıkardı. Bunlardan biri daimi göl diğerleri ise, bataklık özelliğine sahipti. Daimi göl olan Amik Gölü’nün kuzeydoğusundaki bataklık Sarısu Gölü (bataklığı) olarak adlandırılmaktaydı. Bataklık alanındaki suların özellikle yaz mevsiminde sarı renkte olması sebebiyle halk tarafından bu şekilde adlandırılmıştır. Bunun nedeni yazın suların azalması sonucu tabanda biriken saz ve kamışların renginin suya yansımasıdır. Sarısu Gölü, Karasu Çayı ve Muratpaşa Deresi tarafından beslenmekteydi.

Doğaya karşı verdiğimiz savaşın sonucunda, çözüm olarak düşünülen 75 bin metrekarelik Amik Gölü’nün suyu, her ne kadar, kademe kademe kurutulmaya çalışılsa da, fiilen ve sistematik olarak 1968’de açılan dört drenaj kanalı ile başlatılmış, kanallar yoluyla su Asi Nehri’ne boşaltılmış ve bu işlem 1975 yılına kadar devam etmiştir. Altı yıl süren ıslah çalışmaları sonucu, ne yazık ki göl tamamen kurulmuş ve Amik Gölü artık Amik Ovası olmuştu.

Öncelikle sıtmayla mücadele ve toprak kazanımı amacıyla kurutulan göl ekolojiye atılmış bir el bombası gibi kısa sürede büyük zarara yol açmıştır. Öyle ki 1880 yılında neşredilen bir mecmuada: “o dönemde, gölde balıkçılık yapan bir Antakyalı buradan kazandığı para ile 500 dönüm kadar toprak sahibi olabiliyordu” şeklinde bir bilgi verilir.

1965 yılı ve 2019 yılından çekilmiş iki ayrı fotoğraf.

Öncesinde (göl kurumadan önce) ve sonrasında bir çok sorun bu göl sayesinde vardı evet, fakat açıkça belirmekte bir sakınca görmüyorum; göl kuruduktan sonra elimizde sulama, ulaşım, taşkınlar gibi bir çok sorunları olan devasa bir ova ortaya çıktı. Amik Ovasında günümüz şartlarında tarım giderlerinin %37’si tek başına sulama ile ilgilidir. Bu da bize gölün kurutulmasının ‘bu günün şartlarına göre’ yanlış bir karar olduğunu açıkça gösteriyor.

2019 yılı içerisinde çekilmiş bir fotoğraftan, günümüzde, tam da gölün bulunduğu alan : Amik Ovası

Devlet Arşivlerinde yer alan bir belgede, “Dâhiliye Nezareti’nden, Ticaret ve Nafia Nezareti’ne yazılan yazıda bu konuya (kolera vb hastalıklara) değinilerek, bataklıkların kurutulması için bölgeye okkaliptos ağacının dikilmesi ve ağaçlar büyüyünceye kadar bir bahçıvan ile birkaç korucu görevlendirmesinin yapılması, istenmektedir (14 Aralık 1891).34 Aynı konu ile ilgili olarak Dâhiliye Nezareti tarafından Halep vilayetine de 14 Ocak 1892 tarihinde bir şukka yazılarak gereğinin yapılması” belirtilmektedir.

Amik Gölü’nün kurutulması ile birlikte iklimi değişen Hatay’da yağışlar düzensizleşti, bu da büyük sellere yol açtı. İklim ve su dengesinin bozulması birçok canlı türünün ortadan kalkmasına, doğal ekosistemin bozulmasına neden oldu bütün bunlar yetmezmiş gibi bütün uyarılara ve çabalara rağmen Hatay Havalimanı’nı sıkça taşkınların olduğu hemde kuşlar için sorun teşkil edecek bir alanda inşa edildi.

Bölge sakinlerinden Ömer bey, göl ile ilgili anılarını anlatıyor.

Amik ovası daha dün gibi anabileceğimiz bir tarihte, yanı başımızda yer almaktaydı. 1970’li yıllara kadar ülkemiz haritalarında Hatay şehrini inceleyecek olursanız, Amik Gölü size şehrimizin ortasında bir nazar boncuğu gibi bir görüntü verir.

Yedigün Dergisinin 1945 yılında Hatay ile ilgili bir bölümünden alınmış harita ve bilgiler.

Bugün Belen Geçidinden Antakya istikametine doğru tepelerden aşağıya baktığınızda karşımıza çıkan yamalı renk cümbüşünün altında şehrin makus talihi yatmakta olduğunu, gördükleri alanda kocaman bir büyülü göz olduğunu dostlarımıza bile inandırmakta zorluk çekerken doğanın intikamcı hayaleti gibi hortlayan Amik Gölü, varlığını ve doğanın işleyişinin nasıl olduğunu bu sene hepimize ders verir nitelikte hatırlattı.

2019 yılı içerisinde yağışlarında mevsim normallerinin üzerinde olması sebebiyle, göl bütün ihtişamıyla, doğal sınırlarında tekrar ortaya çıkmıştır. (2012 Ocak ayında yine benzer bir olay yaşanmıştı) Özellike havalimanı ve çevresindeki köyler , hemen hemen her yıl taşkınlarla boğuşmaktadır.

2019 yılı içerisinde Hatay Havalimanı’na inen birçok uçak yaklaşık 20cm yüksekliğinde suyla kaplı zemine iniş yapmak zorunda kaldı. Havalimanına ulaşımı sağlayan yolun yeniden yükseltilmesi sağlanıldı, günlerce sel baskını olan köylüler evlerinin bulunduğu alanlardan çıkamadılar. Bütün tarımsal çalışmalar durmak zorunda kaldı.

Bölgenin en yılmaz koruyucusu, Hatay bölgesinin tabiat korucusu
Abdullah ÖĞÜNÇ beyin çizimidir.
( Hatay Tabiatı Koruma Derneği Yönetim Kurulu Başkanı )

Bütün bunların ışığında söylemeliyim ki , doğruyu büyük çoğunluğumuz biliyoruz, geriye bir tek şey kalıyor. Doğru olanı yapabilme iradesi. Bugün Amik Gölü yerinde kalsaydı şehrimizin belki de bir çok sorunu hiç gündemde olmayacaktı bile. Hatta belki de turistik açıdan Hatay’ın gücüne güç katacaktı fakat günü birlik çözümler maalesef, hiç bir zaman derdimize derman olmuyor. Bunu bugüne uygulayabilmek dileğiyle.

İSKENDERUN BATAKLIKLARI

MÖ 333’te kurucusu Büyük İskender’in adı ile anılan İskenderun (Alexandrette) , Roma, Bizans, İslam ve bir süre de Haçlıların egemenliğinde kaldıktan sonra XVI.Yüzyılın ilk yarısında Osmanlı hakimiyetine girmiş. Gerek Doğu ve Güneydoğu Anadolu’yu gerekse de başta Halep olmak üzere Mezopotamya ve Suriye’yi Akdeniz’e bağlayan bir liman olması yüzünden İskenderun, yüzyıllar boyu bölgede hüküm süren devletler açısından son derece önemli sayılmış bir şehirdir. Fakat yıllar içerisinde bir kaç büyük deprem atlatan şehrin, gelişmesini engelleyen bir başka faktör de çevresindeki bataklıklardı.

Bu bataklıkların sebep olduğu bazı hastalıklar yüzünden şehrin adı daha sonraki Roma döneminde “Alexandreia Scabiosa” olarak geçmektedir.  Bugün Fener Caddesinden itibaren, içerisine Piri Reis ve Meydan Mahallelerinden Gürsel Mahallesine kadar uzanan ve halen kayıtlarda Frenk Çiftliği olarak düzenlenmiş, düzlükler boyunca uzanan bataklıkların ihyası ve kurutulmasıydı. (Belirttiğimiz alanın içerisinde bugün binlerce konut, bir üniversite, bir kaç kamu kurumu yer almaktadır.)

Bugün şehir insanları tarafından sadece bu bölge bataklık olarak anılsa da, İskenderun’un yakın bir tarihe kadar dört bir yanı tamamen bataklıklar ile çevrilmişti. Şehrin kuzey girişi yani bugün; Denizciler Mahallesi’nden itibaren, Akçay Mahallesinden İskenderun Tren Garı’nın bulunduğu bölgeye kadar alan tamamen bataklık olarak belirtilmektedir. Hatta bugün İskenderun Limanının bulunduğu alanda denize dökülen ve Fransız Mezarlığının bulunduğu alana kadar devam eden bir drenaj kanalı bulunmaktadır.

İskenderun çevresinde 1700’lü yıllarda yer alan bataklık ve göletler.
Solda İskenderun Üniversitesi civarı,
Sağda İskenderun Tren Garı civarı,
Altta Pınarbaşı Mahallesi çevresi.

Bazı haritalarda bu kanalın bulunduğu çevrede bir bataklık resmedilmiş ve yukarıda bahsettiğim İskenderun Üniversitesi civarındaki bataklıkla birleştirilmiş olarak çizilmiştir. Bu haritaya göre (Evliye Çelebi’nin de dediği gibi) İskenderun Kalesini tamamen çevreleyen bir bataklık alanından bahsediyoruz, bir çok kaynakta kalenin etrafının zehirli gazlar ve bataklıklar ile çevrelendiğini daha önce yayınladığım İskenderun Kalesinin belgeselinde bahsetmiştim.

İskenderun Kalesi Belgeselim

Tarihin her döneminde bir çok sebepten gözde olan İskenderun; Nem, sis ve pus basmış bataklıkların bulunmasından dolayı, son derece sağlıksız bir yer olarak tanımlanıyordu. Bazı kaynaklarda şehir, Tüccarlar arasında Frankların baş belası, Mezarların evlerden daha fazla olduğu, komisyoncuların cansız bir havaları olduğu, sarı benizleri, mosmor gözlerle olan insanlarla dolu olduğu bir yer diye tanımlanıyordu. Burada yaz boyunca kalan gemilerin mürettebatının neredeyse üçte biri yaşamını kaybediyordu. (K)

1840’lı yıllardan sonra Devlet Arşivlerinde İskenderun bataklıkları ile ilgili olarak yer alan bazı belgeler.

7.12.1851 tarihli bir diğer belgede ise aynı sorunun devam etmekte olduğu ve o yıl liman civarında oluşan bataklıkların tesviyesi için 16.000 kuruşa ihtiyaç duyulduğu ve doldurulma işleminin bir an evvel başlatılması gerektiğinin altı çizilmekte.

3 31.7.1852’de düzenlenen teskereden adı geçen bölgenin tamamen kurutulduğu anlaşılmakta.
4 31.1.1874’te düzenlenen bir raporda ise daha önce bataklıkların kurutulması için bütçeden ayrılan 250 000 kuruşun 114 000 kuruşu ile Pınarbaşı’na(Bugün Pınarbaşı Mahallesi) bir yol yapıldığı, ancak yapılan yolun fenalığı nedeniyle bu faaliyetten vazgeçilerek şehrin su ihtiyacını gidermek üzere buradaki kaynak suyunun bir kanal açılmak suretiyle şehre getirtilmesine çalışıldığı anlatılmakta, bataklıkların kurutulması ile ilgili tasarlanan çalışmaların ise çok masraflı olacağı nedeniyle bütçeye yük olmadan develerin yardımıyla moloz taşınarak bataklıkların doldurulmasına karar verilmiş olduğu belirtilmektedir.

20. yüzyılın başlarında, Halep  Valisi olarak görevde bulunan Hüseyin  Kâmil Bey’in  27  Haziran 1911’de Dahiliye Nezaretine yolladığı  ayrıntılı bir durum değerlendirme raporunda, o  güne kadar bataklık  kurutulması için yapılmış  olan çalışmalar hakkında önemli bilgiler yer almaktadır. Vali, kendisinden önce bu  görevde bulunan Raif Paşa’nın  döneminde  bataklıkları kurutmak amacıyla İskenderun’a gelen  ya da transit  geçen yolculardan alınan vergilerle bir “Bataklık İdaresi” kurulmasına karar verildiğini, bu  yöntemin gerekli tesislerin  inşası ve ekipmanın sağlanması  açısından başarılı olduğunu  belirtmektedir.

Raporunda, Bataklık İdaresi’nin  kuruluşu hakkındaki olumlu görüşünün ardından, idarenin faaliyetleri hakkında ağır eleştirilere yer veren Hüseyin Kâmil Bey, durumun  vahametini  “yıllarca süren çalışmalar ve harcanan paralar bataklıkların zemini bir­iki metre yükseltmekten başka bir işe yaramamıştır” diyerek özetlemiştir. Sonuç olarak, “Bataklık İdaresi” İskenderun’u  dekovil ile tanıştırmayı  başarmış  ve hummalı bir faaliyete girişerek bataklık  alanlara tonlarca dolgu  malzemesi çekmişti. Ancak bu  çalışmaların hesapsız, kitapsız, hatta mevcut  arazilerin bir haritasının  dahi  çıkarılmadan yapılmış olması nedeniyle şehre hiçbir yarar sağlamamış, su  baskınlarının önü  alınamamış,bataklıklar kurumamıştı.

Derken kentte manda dönemi başladı, 1. Dünya Savaşından sonra paylaşılan ülkemizde, Hatay’ın bahtına Fransa düşmüştü. Hali hazırda yıllarca Kilikya olarak anılan ve frenklerin de gözdesi olan kente çabucak yerleşip şehirleşme üzerine bir takım çalışmalar yapılmıştı, bu çalışmalar içerisinde dekovil hattıyla sahil hattının ve yine bataklığın bulunduğu bölgeyi doldurmak birinci sırayı alıyordu, zira bölgenin en belirgin sorunu sivrisinek ve sıtma idi, bu bataklık ile ilgili çalışmalar yapmayı kaçınılmaz kılıyordu. Fransız manda döneminde bataklık tamamen kurutulmuştu ve böylelikle bu alan günümüzdeki halini almıştır.

1950li yıllarda, bugün meydan mahallesi ismiyle anılan bölgeye İskenderun ilçesinin bugün büyük bir çoğunluğunu oluşturan ve doğu kentlerinden gelen aileler, iskan edilmiştir. 80li yılların sonlarında bölgeye sivil havacılığa ait bir havalimanı kurulması için yine aynı alan doldurulmuştur. Bu kez denizi de içine alan binlerce metre kare dolgu yapılmıştır. 2000’li yılların başına kadar sürekli alan dolgu yapılarak büyümüştür. Ortak kadere sahip diğer alan olan Amik ovasının göbeğine havalimanı yapıldıktan sonra gözden düşen İskenderun Havalimanı kısmen sökülmüş, bir süre Mustafa Kemal Üniversitesi Meslek Yüksek Okulu olarak kullanıldıktan sonra, tamamen ortadan kalkan havalimanın bulunduğu alanda bugün, İskenderun Teknik Üniversitesi, 31.3.2015 tarihinde kurulmuştur.

Çok yakın tarihte dönemin ünlü baş belası olan bataklıkların son halleri.
Fotoğraflar 2004-2019 yılları arasındaki değişimi göstermektedir.

Bataklıkların mahallelere dönüşmesi yıllar alacaktı. Hep aynı yöntem kullanıldı teknolojinin getirdiği ne kadar güç varsa, dağdan aldığımızı bataklığa ve denize döktük. Bugün bataklığın bulunduğu alanda, inşaat çalışmaları için 3 metre yeri kazdığınızda çalışmanıza devam etmeniz için temelden çıkan tonlarca suyu çekmeniz gerekmektedir.

Bugün halen dünya üzerinde Kuzey/Güney yönlerinde kuş göç yolu üzerinde bulunan İskenderun Bataklıkları ve Amik Gölü’nü arayan kuşların zaman zaman kentlerimiz ziyaret ettiğini bugün çocuklarımız şaşkınlıkla izlemektedir. Halbuki 30 yaşında bir kardeşiniz olarak ben bile, göçmen kuşların on binlercesini gökyüzünde gördüğüm günleri unutabilmiş değilim. Aşağıda yer alan görsellerde, zaman zaman şahsım ve yöre sakinleri tarafından bu kuşların vefalı ziyaretlerini göreceksiniz.

HATAY’IN SU BÖLGELERİNİN KUŞ GÖÇ YOLLARI ÜZERİNDEKİ ETKİSİ:

Büyük kuşlar, sıcak hava sarmallarına gerek duyarlar, gündüzleri ve çoğunlukla sadece kara parçaları üzerinden uçarak göçebilirler. Denizler üzerinden geçmemek için belli dar boğazlarda toplandıkları için buralarda kolayca gözlenebilirler.

Bunların en ünlüsü İstanbul Boğazı’dır. Daha az tanınmış bir
darboğaz olan Borçka ise Türkiye’nin öteki ucunda, Artvin’dedir.
Son olarak, bu türler güney sınırımızdan çıkarken Hatay’ın Belen dolaylarında yoğun şekilde görülebilirler.

Doğu Avrupa ve Batı Sibirya’da üreyen birçok türden, yüz
milyonlarca kuş her yıl Türkiye üzerinden güneye inerler.
Ötücüler gibi küçük kuşların göçü genellikle gece ve geniş bir
cephe üzerinden gerçekleşir; bu kuşlar biriktirdikleri yağlar
sayesinde hiç durmadan uçup denizleri aşabilirler

Tarihin ilk dönemlerinden beri insan popülasyonunun arttığı yerlerde, bitki ve hayvan yaşamortamı maalesef insanoğlunun tercihlerine göre seyretmiştir. Doğayla mücadele edip kazandığımız her yerde kaybetmeye mahkum olmuşuz.

Hatay’ın tarihinde yer alan bataklıklar, göller ve diğer yaşamortamları bu mücadeleden payesini almış, yakın zamanda Antakya’nın bağrından fışkıran mozaiklerde ( #NecmiAsfuroğluArkeolojiMüzesi ) görüldüğü üzere, tarihte Antakya ve çevresinde oldukça geniş bir kuş türü çeşitliliği yaşanmış. Yine Matrakçı Nasuh’un yukarıda yer alan Amik Gölü ( #GöliAvam ) çiziminde de Amik Gölü ve çevresinde resmedilen kuşlar (ve balıklar) dikkat çekmektedir.

İskenderun bölgesinde kurutulmuş bataklıklar ve Amik Ovası’nın bağrına yerleşen hava limanının bölge kuşlarını ve göç yollarını olumsuz etkilediği aşikar. En yakın örneği ise, Hatay’da oldukça geniş bir yayılım alanı olan, Yılan Boyunlu Kuş’tur, bu tür ne yazık ki, Amik Gölü’nün kurutulmasından dolayı artık ülkemizde görülmemektedir.

Acıklı bir durum olsa da, Amik Ovasında hemen hemen her sene gerçekleşen su taşkınları sonucunda ortaya çıkan ve derinliğin 2 metreye kadar ortaya çıkan Amik Gölü’nde uzun zamandır bölgeye uğramayan kuş türleri tekrar görünmeye başlamıştır . ( https://www.haberler.com/su-taskinlari-40-yil-sonra-kuslari-amik-ovasi-na-3446490-haberi/ )

Evsiz kalan kuşlarımızın, bir çok kez ziyaret ettikleri Hatay ilimizden kareler.

İlgilenen arkadaşlar için, Twitter’da bu konuda paylaşımlar yapan bir çok arkadaşımız bulunuyor.

Bataklıklar, Pek çok kuş türünün yaşam alanıdır. Özelikle kışın topraklar kar örtüsü altında kaldığında, kuşların temel beslenme alandır, göçmen kuşların uğrak yerleridir. Alper bey, Emin YOĞURTÇUOĞLU gibi kuş gönüllülerini zevkle takip ederken göreceksiniz ki, iklim ve bölgelerin fiziki değişikleri kuşların göç yollarını radikal bir şekilde değiştirmektedir. Aşağıda sunduğum haritalarda açıkça görülmekte olan şey, Hatay şehrinin kuşlar için oldukça kritik bir önem taşıdığıdır.

Dünyada Rusya’dan sonra Türkiye en fazla önemli kuş yollarına sahiptir. Ayrıca Palearktik bölgede bulunan dört akbaba türünün hepsi Türkiye’de bulunabiliyor. Bunun yanında yedi balıkçı türü Türkiye’de görülebiliyor. Ayrıca Avrupa kıtasında (okyanus kıyıları dahil) 350 kuş türü varken, Türkiye’de tek başına 453 türe sahip. Bunların 270’i Türkiye’de üremektedir. ( https://ekog.org/2019/04/18/kuslar-ve-goc-yollari/ )

Görülüyor ki, bizler bataklık ve göllerin bilinçsiz kurutulması ile ülkemizin en büyük zenginliklerinden birisi olan kuş türlerini geri alınamaz bir zarar vermiş bulunuyoruz.

Sizlere, Hatay ve çevresinde yer alan su kaynaklarını, tarihte yaptığımız bazı eylemlerin günümüze yansımasını sunmaya ve elimden geldiğince doğru veya yanlış çıkarımı yapmadan fikri size bırakmaya çalıştım. Yakın zamanda kısa bir belgeselini çekeceğim. Görüşmek üzere.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here