Kraliçe’nin ayak izleri

0
38

Antakya Harita Okumaları – 3

Antik dönemde bir çok kaynakta dönemin dünyası için Antakya’nın gelişmiş bir şehir olduğunu biliyoruz. Bu sebeple ünlü tarihçi Ammianus Marcellinus ‘Doğunun Kraliçesi’ benzetmesi yapmıştır. Kadim kaynaklardan yola çıkılarak yapılan Antakya şehir planlarında, anfi tiyatrolardan kamu yapılarına, hamamlardan villalara, hipodromlardan halk meclislerine odeonlara kadar bir çok yapının varlığı bilinmekte ve bu eserlerin kabaca bugünkü konumlarına dair çıkarım yapılabilmektedir.

Doğunun Kraliçesi : Antik Roma’da bir tarihçi olan (Antakya’da doğmuş ve yaşamıştır.) Ammianus Marcellinus (M.Ö. 322-400) tarafından söylenilmiş bir söz olup, orijinali ‘Orientis Apicem Pulcrum’ dur. Bu söz aslen Antakya şehri ile özdeşleşen, şehrin en büyük simgesi olmuş Tykhe ve Orontes (Asi) yola çıkılarak söylenilmiştir. Aşağıda yer alan görsellerde de gördüğünüz Tykhe’nin Antakya için özel bir yeri vardır. Tykhe şehrin bizzat kendisini simgelemektedir, aşağıdai olduğu gibi bir çok eser ve haritada şehrin Tykhe ile özdeşleştiğini görmekteyiz. Aşağıda yer alan ve dünyanın ilk atlası olarak kabul edilen haritada (Bakınız:Tabula Peutingeriana) Antakya bütün ayrıntılarıyla Tykhe olarak betimlenmiştir. Bu haritada Antakya ve Tykhe o kadar ayrıntılı çizilmiştir ki, bu ayrıntıya sahip sadece Roma şehri bulunmaktadır, bu antik dönemde şehrin ne kadar önemli olduğunun başka bir göstergesidir. Biliyoruz ki antik dönemde her şehrin bir koruyucu tanrısı/tanrıçası olmuştur, bu gelenek şehrimiz Antakya’da #Tykhe‘e olarak yansımıştır.

Kenti antik dönemde büyük şehirlerde sıkça uygulanan ızgara plan (grid) şeklinde imar eden Mimar Xenarios belirlenen kent surları ve caddeleri, güneşi ve yerel rüzgarın yönünü hesaplayarak güneybatı/kuzeydoğu yönünde eğik bir şekilde dizayn etmiş ve özellikle ana caddelere bu rüzgarları yönlendirmeye çalışmıştır. Antik kaynaklara dayanılarak çizilmiş haritalarda bu ayrıntılar çok net bir şekilde görülmektetir. Haliyle bu kadar büyük ve kompleks bir şehrin bir alt yapı ve temiz su şebekesi olması da kaçınılmazdır. Bir çok harita ve şehir planında defne bölgesinden (şehrin güneyi) Silpius Dağı’nın (bugün habibi neccar dağı olarak bilinir) eteklerine kadar dayanan su kemerlerine vakıfız. Bugün Demirkapı (Babı Hadid) olarak bildiğimiz ve şehrin hem giriş kapılarından hem de su bendlerinden birisi olan yapının da içinden su taşındığı iddiaları bulunmaktadır. (bknz:www.fosmanca.art-demirkapı)

İşin en dramatik yönü ise şehre yıllarca su taşıyan bu kemerlerin ayakta kalabilmiş bölümünün oldukça az olmasıdır. Günümüzde Bağrıyanık Mahallesinde sıkışmış Memikli Köprü ile Trajan Su Kemerleri (yerelde:Kantara) antik şehrin su taşıma konusunda bilinen en net örnekleri olup maalesef muadillerine ulaşamamaktayız. Memikli Köprü yakınlarında tescilli kültür varlığı olan ve şehrin alt yapısına uzanan ve şehrin büyük çoğunluğunun bihaber olduğu antik altyapı kalıntıları ise unutulmaya yüz tutmuş durumda.

Trajan Su Kemerleri: Defne ilçesi (Harbiye) esenbulak civarında Kantara Çayı üzerinde bulunur. Kantara isminin buradan geldiğini öne süren bazı kaynaklar olsa da; Kantara’nın yakın tarihte ‘su üzerine yapılan köprü’ anlamına geldiğini biliyoruz.(bknz: vgm.gov.tr/vakıflarsözlüğü) Yani su kemerinin ismi Kantara Çayı’ndan mı geliyor, yoksa su kemerinden dolayı Kantara Çayı ismini almış net bir sonuç elde etmek mümkün değil. Trajan isminin ise imparator Trajanus’tan geldiği açıktır. Yaklaşık 40 metre genişliğinde yer yer 30 metre boyunu aşan yüksekliğine ait kalıntıların birbiri ile bağlantısı kesilmiş bölümleri bulunmaktadır.

… Batı surlarının hemen hemen ortasında yer alan Beşgen kule’nin harabelerine doğru çıkıyoruz ve defne yönünden gelen suları şehre taşıyan yegane su kemeri: ulpien ya da Trajan Su Kemeri’ni inceliyoruz, kemerde oluşan çok sayıda sarkıt, kemerin korunmasında çok yararlı olmuş. Kemer, aynı zamanda Zoiba Vadisi üzerinde bir köprü olarak da görev yapmakta. Antakya’nın üç kilometre mesafe uzaklığından başlayan bu su yolu, kuşkusuz Tiberius ve Heraclee mahallelerini beslemek amacıyla yapılmıştır”

Çağlar İçinde Antakya – Ataman DEMİR

Memikli Köprü: Yerel tarih araştırmacılarından Zafer SARI; dikit ve sarkıtlardan ötürü halkın memeyi andırdığı için böyle isimlendirdiği ileri sürülmüştür. Su kemerinden aşağı akan sular zamanla bir kalker tabakası oluşturmuştur.(kimilerine göre bu durum eserin kendini korumasına yol açmıştır.) Günümüzde yaya ve araçların üzerinden geçtiği bir köprü haline geldiği için bu isimle anılır. Üzerinde derme çatma yapılan korkuluklarla önlem alınmaya çalışımış olup, dört adet alt açıklık kısmı bulunur. 20 metre yükseklikteki su kemerinin genişliği yaklaşık 10metre uzunluğundadır (yol ve evlerle çok fazla bütünleştiği için tam ölçüsü bilinemiyor)

… Le Camus, Yahudi kral Herod tarafından yaptırılan bu caddenin, St. Paul Kapısı’na bakan yönünü muhafaza ettiğini ve iri beyaz taşlara burada aralıklarla rastladığını, caddenin ise çok berbat durumda olduğun söylerken, Antakya’nın su kaynakları için şu bilgileri vermektedir; “… Antakya gibi suyu bol çok az şehir vardır. Casius’un tepelerinde yeni su kaynakları bulan önemli kişiler, bu suları Antakya’nın hizmetine sunmuşlardır. Jules Cesar, bir su kemeri vasıtasıyla, Leodice yönünden gelen çok bol suyu Akropol’e kadar götürmüştü. Orada hala daire biçimli su sarnıcı kuşkusuz o devre aittir.”

Çağlar İçinde Antakya – Ataman DEMİR

Özellikle bulundukları konumlar sebebiyle korunmaları ve ziyareti oldukça zor olan bu eserlerin kent turizmine katkı sunacağı, yerli yabancı turistlerin kolayca ziyaret edebileceği hale getirilmesini diliyor. Kentimizin bütün eserlerinin korunmasının ‘sadece kurum ve kuruluşlar’ ile mümkün olmadığını, en kolay ve etkin yolun ‘halkın bilinçlendirilmesi’ olduğunu sizlerle paylaşmaktan onur duyarım. Saygılarımla.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz