Bakras Kalesi, İskenderun – Antakya karayolunun 27. kilometresinden batı yönünde, Ötençay Köyünün içerisinden (Eski İsmi Bakras) 5km mesafede yer alır. Köy merkezinden 2 km kuzeybatıda, 3 tarafı uçurum yüksek bir tepe üzerine inşa edilmiştir. Bugün çevresi tamamen bahçe ve tarlalar ile çevrilmiştir. İskenderun – Antakya karayolundan saptıktan sonra, kaleye gelene kadar pek bir tabela veya uyarı göremeyeceksiniz, şaşırmayın. Köy içinde ‘Kaleye Gider’ yazısını kaçırmazsanız, parke döşeli pek sakin bir yoldan kolayca ulaşabilirsiniz. Kalenin doğu cephesinde olan giriş kapısına ise patika bir yoldan çıkabilirsiniz.

John Arrowsmith e ait Haritada Bakras (1790-1873)

Sarp dağların sırtındaki bu izbe harabe, sinesinde sakladığı sırrı bir kelebeğin kozasında saklandığı gibi saklıyor. Rüzgarın bitmeyen hüzünlü bir şarkı söyler gibi ağaçları okşadığı, kaybedilen bir eşin yasını tutan, hüzünlü bir kocanın ; aşkını bir mühür kılıp, Amik Ovasının manzarasına kazıdığını öğrendiğinizde, o kelebeğin kozasından çıktığı anı izler gibi heyecanlanacaksınız.

Ammuri Kralı Dakianus (M.S. 800-900) yaz mevsimini, ailesiyle birlikte bugün İskenderun, Arsuz arasındaki bölgede yer alan ve Gülcihan olarak bilinen yazlık bölgesinde geçirmektedir.

Dakianus, Suriye’ye dönerken bugün kalenin yakınlarında, sarp geçitlerden (Kızıldağ olarak bilinen bölge) geçerken çok sevdiği karısı Bağrez’in atının uçuruma yuvarlanmasına şahit olmuş, hayatını kaybeden eşinin hatırasına bu bölgede bir kale kurulmasını emretmiştir, bunun üzerine inşa edilen kale günümüze kadar varlığını, Dakianus’un sevgili karısı Bağrez’in ismiyle sürdürebilmeyi başarmıştır.

Bakras Kalesi, Akdeniz ile Ortadoğu’ya açılan çok önemli bir geçit görevi görmüştür. Bizanslılar ile Abbasiler arasında önemli çatışmalara sahne olan kale, 1183 yılında Haçlılar tarafından Salahaddin Eyyubi’ye teslim edilmiştir. Salahaddin Eyyubi tarafından kale komutanlığı görevi verilen Alamüddin Süleyman bin Candar 1191 yılında kaleyi yıktırmıştır. Sonraki yıllarda bölge yeniden Ermeni krallarının eline geçmiş, bu krallar tarafından kale yeniden daha sağlam bir şekilde inşa edilmiştir.

Haçlılar döneminde de Antakya Prensliği’nin kuzeyde en önemli savunma noktası olan kale, birkaç defa el değiştirdikten sonra Templier Şövalyeleri’nin (Tapınak) eline geçer. 1268 yılında Baybars tarafından kuşatılarak zapt edilen kale son olarak Yavuz Sultan Selim tarafından 1516 tarihinde fethedilmiştir. Evliya Çelebinin Seyahatnamesinde kale ve Yavuz Sultan Selim dönemi şu şekilde anlatılmaktadır.

“Eski çağlardan kalan yapılardandır. Nice hükümdarların eline geçtikten sonra 1512 yılında Sultan Selim Han’ın Mısır üzerine giderken burasıda o kahramana teslim olup, boyun eğmiştir. Sonrasında Hadım Sinan Paşa’ya anahtarları sunulmuştur.Paşa Yunus Paşa’yı bu kaleye hakim ederek ordunun bir kesimini bu yollardan Dabık Ovasını geçirmekle görevlendirmişti”

Evliya Çelebi – Seyahatname

Ancak bu tarihten sonra hudutlardan uzak bir iç kale haline geldiği için, fazla bir siyasi rolü kalmamıştır.Bu sebeple kale mimari olarak bütünlüğünü kaybetmiştir. Evliya Çelebi’nin Seyahatname’de kalenin bugün var olmayan şu özelliklerini aktarmaktadır.

“Kale bir bayır üzerinde beş köşeli kücücek bir şeydir. Çevresinin kaç adım tuttuğu hakkında bilgim yoktur ama halep ve eyaletinde yönetim bakımından bir birimdir. günde yüz elli akça geliri olan bir kadılıktır çevresinde köy ve bucakları vardır. kethüda yeri yeniçeri serdarı kal a dizdarı ve muhafızları vardır. kale içinde yüz elli kadar sadece muhafızlarına ait evler birer cami han ve hamam ile küçük bir cami han ve hamam ile küçük bir çarşısı bulunur. Çarşı o kadar anlı şanlı değildir. Zira yoldan uzaktır.

Bakras Kalesinin Osmanlı Arşivlerinde yer alan planı. (1800-1850)

Yakın zamana kadar görülebilen şadırvan ve su haznesinden geriye hiçbir şey kalmamıştır. Kalenin orta alanının kuzey ve güneyinde üzeri örtülü, dikdörtgen planlı iki salon vardır. Kale komutanının karargahı olan kuzey salonun kuzeydoğu köşesinde şömine ve kuzey duvarı ile güney duvarında bahçeye açılan pencereler bulunur. Kalenin doğu kısmında bulunan ve üç tarafı açık olan mekana buradan bir çıkış vardır. Kalenin dış duvarında gözetleme bölümleri bulunmaktadır.Kuzeydoğu bölümünde bir salon, içerisinde bir şömine ve kuzey duvarı ile güney duvarında pencereler bulunmaktadır. Salondan doğu kısmında bulunan ve üç tarafı açık olan mekana bir çıkış vardır.Salondan, batı tarafta bulunan kuzeyi tamamen açık tonoz kubbeli bir mekana geçiş bulunmaktadır.

Çoğunlukla kesme taştan inşa edilen kalenin sadece, bazı kaba duvarlarında yığma taş da kullanılmıştır. Kalenin suyunu taşıyan üzeri örtülü su kanallarının izleri, güney tarafındaki vadide görülmektedir. Ancak bu izler bugün çok belirsizleşmiştir .

Evliya Çelebi, Bakras Köyü için “Dağlarında yetişen sünbül ve müşki rumisi dere tepe her yanı bezeyip Bukras sünbülü ve meşki rumisi diye ün yapmıştır .açtıkları zaman insanın genzini kokuyla bunaltır. Halkın işi bağ ve bahçelerini işlemek dağlardan çiçek soğanlarını çıkartıp istanbul ve öteki böyük şehirlere götürüp satmaktan ibarettir” şeklinde ayrıntı vermiştir. Bugün yine küçük bir köy olarak kalan Ötençay Mahallesinde sümbüller yetişir, incir ve üzüm yetiştirilmektedir. Fakat “müşkü rumisi” olarak bilinen çiçeğin ne olduğuna kaynaklardan ulaşılamamaktadır.

Bakras Kalesi maalesef günümüzde tanınmayacak bir hale gelmiştir. Kuzey ve Batı yönündeki duvarlar nispeten diğer bölümlere göre daha sağlam görünse de, bir çok giriş kapısı pencere bölümleri hem zamana hem de insanımıza yenik düşmektedir. Küçük bir çalışma ile aslına uygun bir şekilde restore edilebilse ve ziyarete açıldığını hayal ederek sizlere ulaştırmaya çalıştığım bu eserin kısa tanıtım videosu aşağıda yer almaktadır 🙂 Sevgiler.

Kaynak:

2 YORUMLAR

  1. Selamlar. İskenderunluyum ve tarihe çok ilgim var. Özellikle memleketimin tarihini çok merak eder, araştırırm. Yazılarınız, araştırmalarınız harika. Tebrikler, başarılarınızın devamını dilerim.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here