(SEPTİMUS SEVERUS ZAFER TAKI)

Yunus Sütunu, (Bab-ı Yunus: (Yunus Kapısı)) Hatay’ın İskenderun ilçesinde deniz kıyısında yer almaktadır. Denizciler ve Sarıseki mahallelerinin sınırında bulunan bu kalıntı yaklaşık 1.5 metre eninde 4 metre yüksekliğinde olup, kesme taşlarla ayağa kaldırılan bir anıtsal kapının sadece küçük bir ayak kısmıdır. Bazı kaynaklarda #Sarıseki ve #Denizciler mahallesinin ismi bizzat bu yapıdan gelmektedir, yani bir dönem bu bölge tamamen #BabıYunus ismiyle anılmıştır. Yapı bugün İskenderun-Adana demiryolu ile e5 karayolu arasında kalmış, çevresi tamamen yol ve demiryolu genişletme çalışmalarıyla (birkaç kez) tahrip edilmiş bir haldedir.

Yunus Sütünu, Sarıseki Kalesi ile birlikte, yine ismini mahallenin kendisinden alan kanyonun, denize açılan eteklerinde yer alır. Bu alan doğal bir geçit durumunda olduğundan bu bölgeye tarihte çok önem verilmiştir. Bir doğa harikası olan ve bugün pek kıymeti bilinmeyen Sarıseki Kanyonu, antik dönemden yakın tarihimize kadar (#BelenGeçidi açılana kadar) Yakın Doğu coğrafyasının İskenderun Körfezi’ne çıkış yoludur. Bu yol Amik Ovasından başlayarak #DarbıSakKalesi (#Trapessac) #ŞalenKalesi’ne (#Şıvlan #RocheGuillaume ) ardından Sarıseki Kanyonu’ndan #SarısekiKalesi‘yle sonlanan bir antik güzergahtır. Güzergahın son noktası olan Sarıseki Kalesi’nin eteklerinde yer alan #YunusSütunu bölgenin ilk haritalarından bu yana sürekli bu isimle anıldığı için gerçek amacını ve anlamını yitirmiştir.

Amik Ovası, İskenderun Körfezi arasında, Belen Geçidi henüz açılmamışken kullanılan güzergah : https://maps.app.goo.gl/1f71uveLCtgEuntz9
Yunus Peygamber Mit’i

Yunus Sütunu ismi sadece Müslümanlar tarafından değil Hristiyanlık tarafından da kutsal sayılan bir alan olup, günümüze ulaşan bazı haritalarda da #PillarofJonah ismiyle anıldığı görülmektedir. Hem Tevrat’ta hem İncil’de hem de Kuran-ı Kerim’de bahsi geçen konu ile ilgili bir çok tahmin yürütülmektedir, bir kısım kaynaklarda Yunus Peygamber’in kavmi itaat etmediği için (#Ninova) onları terk eder, bir gemiye biner o sırada çıkan fırtınanın rab tarafından geldiğini bildiği için, gemi tayfası onu suya atar, ardından fırtına durur. Başka bir rivayette (özellikle İncil kaynaklı kitaplarda) Yunus Peygamberi rabbinden kaçan bir peygamber olarak tasvir edildiği görülmektedir. Yunus Peygamber ile ilgili Kuranı Kerim’de Yunus ve Saffat Surelerinde bir takım ayrıntılar verilmiştir. Bütün ayrıntılar için: tr.wikipedia.org

(Bu bölümde yapının bugün ulaşabildiğimiz yazılı kaynaklarda yazılan kısmıylı işleyeceğim, ne yazık ki Yunus Peygamber ile ilgili bilgilerde özellikle bu bölgeyi gösterir veya ima eder bir kaynağa ulaşamadım.)
Septimus Severus Zafer Anıtı

Yunus Sütunu aslen bir savaş anısına dikilmiş zafer anıtıdır. İsmi #SeptimusSeverusTakı (tak: zafer anıtı) olup bu yapı ismini dönemin Roma İmparatorundan almaktadır. Şehrin giriş kapısı olarak (kaynaklarda Suriye kapısı veya Kilikya Kapısı olarak geçmektedir.) #SeptimusSeverus tarafından inşa ettirilen bu yapı tarihi kaynaklarda ‘Septimus Severus Takı’ olarak geçmektedir. Bir zafer anıtı niteliğini taşır ve şehrin giriş kapısıdır yapılış sebebi ise biraz ironiktir.

Bir Roma imparatoru olan, Septimus Severus’un M.S. 194 yılında #PescenniusNiger ‘i mağlup ettiği savaşın sonunda zaferini binlerce yıl yaşatması amacıyla diktirse de bugün bu alan ayakta durduğu halde bütün manasını yitirmiştir. Ülkemizden hem siyasi hem ekonomik olarak fersah fersah geride olan ülkelerde bile aynı döneme ait bir çok zafer anıtı ayakta durmasına rağmen bizim tarih kokan şehrimizin anıtı maalesef HİÇBİR amaçla kullanılmamaktadır. Yapının ve kendisiyle aynı kaderi paylaşın komşusu #SarısekiKalesi’nin makus talihi maalesef yılan hikayesine dönen askeri alanın boşaltılması konusudur. Bir türlü bitmek bilmeyen bu çile bizi tarihten ve doğadan koparmakta.

Anıtsal Kapılar, tarihin ilk şehir örneklerinden bu yana kullanılmıştır. Roma’dan Libya’ya İran’dan İstanbul’a tarihteki bilinen bütün şehirlerde örneklerini görebilmekteyiz. Özellikle Roma döneminde sanat eserine dönüşen ve imparatorluğun gücünü temsil eden bu yapılar, bütün şehirlerde yaygın olarak kullanılmaktaydı. Bu yapılar heykeller, ithaf yazıları ve bazı olayları temsile eden figürlerden oluşmaktaydı. Bu örneğimizdeki gibi (Yunus Sütunu) bazı kapılar şehirler için değil, büyük bir coğrafyanın sınırlarına yerleştirilmiş, sınır kapısı görevi de görmekteydi. Genelde bir zaferin ölümsüzleştirilmesi amacıyla dikilen bu yapılar, genelde başka bir yapılardan bağımsız durumda bulunmamaktadır. Bugün halen şehirlerin, üniversitelerin ve hatta bazı büyük kamu yapılarının kendisine ait anıtsal giriş kapısı bulunmaktadır.

Bahsi geçen bu zafer anıtları ve roma şehir kapılarının bir çok örneği olsa da bugün binlerce yıllık şehrimizin HALA bir şehir kapısı olmaması bir yana, yanında bu durumu anlatır bir tek tabela bile bulunmamaktadır. Zaten yılların verdiği yorgunlukla tel tel dökülen bu alan, demiryolu ve karayolu genişletme çalışmaları sonucunda oldukça çok zarar görmüştür.

Kadim İskenderun şehrine bir çivi çakmak isteyen olursa benim tavsiyem buradan başlaması olacaktır, öyle ki yerel halktan da bazı projeler üretilmiş olsa da henüz bu düşüncelerimiz pek kıymet görmemektedir. Buraya yapılacak bir şehir kapısının bizlere muazzam bir hava katacağını düşünmekten kendimi alamıyorum, umut ediyorum bu alan için de güzel günler görebiliriz. Sizlere benim de bir önerim olacak hemen aşağıya bırakıyorum…

En kısa zamanda belgeselini çekip sizlere sunmaya çalışacağım… Selamlar, sevgiler.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here